• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Mesut ERDEMİR
Mesut  ERDEMİR
nicinfelsefe@hotmail.com
FİLOZOFLARLA HAYALİ DİYALOGLAR (1): “Aristoteles”
  • 9
  • 30 Haziran 2019 Pazar
  • 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan
  • +
  • -

Felsefenin yaşamla içiçeliğini göstermenin en güzel ve çarpıcı yollarından birisi, filozoflarla bir hayali diyalog kurmaktır. Bu noktadaki hedefim, şu anda gözlerini hayata yummuş filozofların temel düşüncelerini güncel dilin esnekliği ile sizlere elimden geldiğince aktarmaktır. Ama yukarıda da belirttiğim gibi bunu filozoflarla karşılıklı bir diyalog tarzında sunacağım. Bu anlamda hayali diyalog kuracağımız ilk filozofumuz, Aristoteles ya da kısaca Aristo olacaktır.

MESUT:

Bize yaşamınızdan biraz bahseder misiniz?

ARİSTOTELES:

Adım Aristoteles, MÖ 384’te Makedonya’nın Halkidiki Yarımadası’nın kuzeydoğusunda bulunan bugünkü Stavros yerleşimi yakınlarındaki Stageira kentinde dünyaya geldim. Babam Makedonya kralının özel hekimidir. 20’li yaşlarda Platon’un Akademia’sına katıldım ve Platon’un ölümüne kadar Akademia’da kaldım. Daha sonra Assos’a yerleştim. Makedonya kralının oğlu İskender’in eğitimiyle uğraştım ve burada 3 yıl kaldım. İskender Asya seferine çıkınca Atina’ya döndüm, kendi bilim ve felsefe yöntemlerimle öğretim yapan Lykeion (Lise) adında bir okul kurdum. Daha sonra Makedonya ile Atina’nın arası açılınca Kalkise göç ettim.

MESUT:

Felsefenizin ana kavramları ve yöneldiğiniz felsefi sorunlar, öğretmeniniz olan Platon’un sizi ciddi derecede etkilediğini gösteriyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

ARİSTOTELES:

Etkilenmediğimi söyleyemem, ama ben de her filozofun yaptığı gibi kendi yolumu çizmeye çalıştım. İsterseniz bu durumu biraz daha açmaya çalışayım: Sokrates’e göre, erdeme, dolayısıyla mutluluğa bilgi ile ulaşılabilirdi. Böylece bilginin ne olduğunun araştırılması başlamıştı. Platon da benzer şekilde erdeme götüren bilginin ideaların bilgisi olduğu sonucuna varmıştı.  Sokrates ve Platon’un bilgiyi sağlam bir temele bağlama isteklerinin temeli, Sofistler’in fikirleri ile savaşmalarıydı.

MESUT:

Sofistler’in bilgi anlayışını nasıl özetleyebiliriz?

ARİSTOTELES:

Her şeyden önce sağlam bir temele oturmayan bir bilgi anlayışına sahiplerdi…

MESUT:

Nasıl yani?

ARİSTOTELES:

Bak dostum ㋡, insan her şeyden önce yaşamda sağlam bir bilgi arar. Oysa Sofistler, insanın bu dayanağını elinden alıyor ve insana hiçbir şeyin doğruluğundan emin olamayacağımızı öğretiyorlardı.

MESUT:

Yani bilgi anlayışı bakımından Sofistler’in  göreceli ve şüpheci bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebilir miyiz?

ARİSTOTELES:

Evet, söyleyebiliriz… Ancak şunu da unutmamak gerekir ki sağlam bilgiye ulaşmak, aynı zaman da bir yöntem sorunudur. Ben bunu kendi felsefemde sistematik olarak işledim. Böylece belli ölçüler içerisinde doğru düşünmenin kurallarını geliştiren mantığın temellerini atmış oldum. Kurduğum bu bilimin/mantığın göz önünde bulundurduğu ilk şey, yöntem sorunudur. Mantık tüm bilimler için bir giriş ve hazırlıktır. Okulumda ise mantığı bilimsel çalışmanın bir aleti olarak tanıttım. Bu konuda, ne Sofistler gibi bazı pratik kurallarla ne de Sokrates gibi “sağlam bilgi kavramsal bilgidir” demekle yetiniyorum. Ben bu yöntemi bilimselleştirmeye çalışıyorum. Bu bilimde düşünmenin işleyişini bütün yönleriyle araştırmaya ve yasalarını ortaya koymaya ve Organan adlı kitabımda bu dediklerimi açıklamaya çalışıyorum. Bana göre mantık, felsefenin bir kolu değil, gerçekleri bulmakta kullanılması gereken bir yöntemdir.

MESUT:

Yani mantığı bütün bilimlerin hatta felsefenin önüne mi koyuyorsunuz?

ARİSTOTELES:

Öyle de diyebiliriz… Bunun temel nedeni ise yöntemsiz hiçbir şeyin araştırılamayacağı ve anlaşılamayacağıdır.

MESUT:

Peki felsefe hakkında ne düşünüyorsunuz?

ARİSTOTELES:

Benden çocuklara selam söyleyin ㋡, felsefe ile uğraşmak bir cesaret ve bilgi işidir. Zaten felsefe yapmak, yöntemli düşünmeyi ve varlık hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Yoksa benim öğretmenim Platon’un dediği gibi metafizik âlemde (idealar dünyasında) öğrendiğimiz bilgiyi anımsamakla felsefe yapılamaz… Ben Platon gibi tümellerin peşinde değilim; tikellerin içinde yer alan, gözümün önünde duran ve dinamik olan tözlerin peşindeyim. Bana göre var olmak, bir şey olmak anlamına geliyor. Gerçekte var olan, hocamın felsefesinde ileri sürüldüğü gibi tümeller değil bireylerdir. Yani esas var olanlar, etrafımızda olan ve belirli bir doğaya sahip olan varlıklardır.

MESUT:

Sayın düşünür, söylediklerinizden pek bir şey anlamadım doğrusu… Söylediklerinizi biraz açar mısınız?

ARİSTOTELES:

Bak kardeşim ㋡, aslında çok anlaşılmaz şeyler söylemiyorum. Platon’a şöyle bir soru sorsaydık:

– Şu karşımızda duran ağaç gerçek mi?

Şüphesiz şöyle bir cevap alırdık:

– Hayır!

Çünkü ona göre etrafımızda gördüğümüz masa, ağaç, kalem gibi nesneler birer gölge ve yansımadır. Yani Platon, bu dünyanın tam da Orhan Gencebay‘ın ağzına yakışır bir şekilde, “sahte ve yalan olduğunu” savunur… Ben ise bu dünyanın ve onun içinde yer alan nesnelerin “gerçek” olduğunu söylüyorum. Eğer insan gibi tümel bir kavrama ulaşmak istiyorsak, insanlara tek tek bakmamız gerekiyor. Bana göre her tekil varlık, içinde tümeli barındırmaktadır. Yani gerçek olan, bu dünyada gördüğümüz varlıklardır. Şimdi gelelim felsefeye: Ben felsefeyi, Kuramsal (teorik) ve Kılgısal (pratik) olmak üzere ikiye ayırıyorum. Ayrıca kuramsal felsefeyi, kendi içinde fizik, metafizik, mantık ve matematik olarak değerlendiriyorum. Pratik felsefeyi ise ahlak ve politika olmak üzere iki başlık altında topluyorum. Pratik felsefeyi kısaca açıklamak gerekirse; insan davranışlarının temelinde bulunan ilkeleri, bu davranışların yöneldiği amaçları konu alan bir felsefe türü olarak nitelendirebiliriz.

MESUT:

Peki, biraz önce saydığınız mantık, metafizik ve fizik gibi kavramların açıklamasına geçelim isterseniz. Bu konuda nasıl bir yaklaşım içindesiniz?

ARİSTOTELES:

Olur, geçelim… Sizin de bildiğiniz gibi gerçek, bilginin olgusallık ile bağdaşmasıdır.  “Peki gerçeklik nasıl ortaya çıkacak?” derseniz; gerçeklik, düşünceler nesnel dünyadaki şeylere karşılık geliyorsa ortaya çıkar. Var olanın var olmadığını, var olmayanın var olduğunu ileri sürmek yanlıştır. Var olanın var olduğu, var olmayanın var olmadığı gerçekliktir. Aslında ben burada Thales’den bu yana söylenen bir şeyi tekrar ediyorum. Başka bir deyişle Thales’den bu yana ileri sürülen canlı doğa görüşünü kabul ediyorum. Bu aynı zamanda benim fizik görüşümün temelidir.

MESUT:

Sizin de bildiğiniz gibi Thales’le başlayan bir “arkhe”, yani “ana madde problemi” var. Eski uygarlıkların birçoğunda da bu problem tartışılmış fakat bir sonuca bağlanamamıştır. Sizin bu probleme bakışınız ya da çözümünüz nedir?

ARİSTOTELES:

Ben bu sorunuzu mantık ve fizik alanında görülen örtüşmeyi ortaya koyarak yanıtlamaya çalışacağım…

MESUT:

İlginç, yani size göre gerçeği ve doğayı anlamak için bir ORGANON’a yani mantık gibi bir alete ihtiyacımız var. Öyle mi?

ARİSTOTELES:

Evet, varlığı doğru bir biçimde görebilmemiz için mantık elzemdir.

MESUT:

Buyurun Sayın Aristo, sazınızın tellerine vurabilirsiniz…㋡ 

ARİSTOTELES:

Peki, can kulağıyla dinleyin o zaman ㋡: Mantıksal çıkarsama ikiye ayrılır. Bir önermeden yeni bir önermeyi elde temek için iki yöntem uygulanabilir. Birinci yöntem, tasım (tümdengelim); ikinci yöntem, tümevarımdır. Tasım, bize tümel olandan tikele, akıl yürütme yolu ile çıkarsamada bulunma olanağı verir. Bir örnek vermek gerekirse:

Bütün insanlar ölümlüdür. Sokrates de insandır. O halde Sokrates de ölümlüdür.

MESUT:

Bununla ne demek istiyorsunuz, sizin dediğinize bakarsak; “Bütün insanlar dört ayaklıdır. Aristoteles insandır. O halde Aristoteles dört ayaklıdır.” çıkarımı da doğru olmakta… Sizin bu akıl yürütmeniz, tamamen “birinci öncülün doğru” olduğunu kabul etmek üzerine kuruluyor. Peki, tümelin doğruyu yansıtıp yansıtmadığını nereden bileceğiz? Buna ne diyeceksiniz bilmiyorum…㋡ 

ARİSTOTELES:

Ne diyeyim Tanrı sana akıl versin…  Bir kere tümelin kendisini tikelden ayrı düşünmüyorum.  Tümevarım bize tikel örneklerden tümele varmayı yani doğanın/bilimin yasasına ulaşma olanağı verir. Bilgi, algıdan başlar ve tikelden tümele yükselir. Tümevarım, tasımın/tümelin hazırlığıdır. Onun temel öncüllerini sağlar. Bu temel doğrular bulunduktan sonra bilgi tümdengelim yoluyla elde edilir. Tümeli bilmek; amaç değil, tekili anlamak için bir araçtır. Tümelin bilgisi, daha kesin ve güvenilirdir. Tasım da yargının doğru olması için öncüllerin de doğru olması gereklidir.

MESUT:

Kızmayın canım…㋡  Burada ki amacınız, nesnelerin bağlandığı kavramların açık ve kesin bir tanımını mı yapmak?

ARİSTOTELES:

Çok şükür anladın, Mesutçuğum  ,  bir nesneyi anlamak ve bilmek için o nesnenin doğru bir tanımını yapmak gerekir.

MESUT:

İşte mesele bu ya…㋡ Bunu nasıl yapacağız? Anladığım kadarıyla önce o nesnenin ait olduğu genel sınıfın ve sonra onu kendi türünün bir üyesi yapan çeşitli türsel özelliklerinin tümünün saptanması gerekir. Bu türsel özellikler, en temel kategoriler altında toplanabilir. Bu kategoriler; töz, nitelik, nicelik,   ilişki, yer, zaman, durum, iyelik, etkinlik ve edilgenliktir. Kategoriler, düşüncelerin formlarıdır, aynı zamanda varlığında formlarıdır. Düşüncenin var olması demek, var olana uygun olması demektir. Düşünceyi sözlerle ortaya koyarız, varlığı da düşüncelerle… Peki, bu kategorilerin hepsi aynı önemde midir?

ARİSTOTELES:

Kategorilerin hepsi aynı önemde değildir. Töz, bunlardan en önemlisidir. Çünkü hepsi tözün ön kabulüne dayanır. Töz yüklemin değil, öznenin dile getirilişidir. İlinekler (yani diğer dokuz kategori) ise özneye yüklenen kavramlardır. Tüm bu kavramlar gerçekliğin temel özellikleridir. Bu özelliklerin kapsamadığı hiç bir varlık düşünülemez.

MESUT:

Siz bir şeyin tözünü öz olarak veriyorsunuz. Platon ise töz kabul ettiği ideayı,  öz ile özdeşleştiriyor. Ona göre idea olmaz ise öz de olamaz. Size göre ise yer zaman nicelik gibi ilinekler (gelip geçici nitelikler) bir nesneye eşlik ederler. Ondan ayrılırlarsa nesnenin özü değişmez. Ama, nesnenin bir özelliği alınırsa ve nesne başka bir nesneye dönüşürse bu özellik o nesne için özseldir, yani tözdür.

VAHİ ÖZ:

BRRRRAAAVOOO…

ARİSTOTELES:

Mesut, bu sizin BEDİA‘nın Vahi ÖZ‘ü değil mi ya..?

MESUT:

Ta kendisi hocam ya…㋡  Hoş geldin Vahi gardaşım…

VAHİ ÖZ:

Hoşbuduk, vallahi gardaşım, incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri konuşuyorsunuz… Aristocuğum, senin söylediklerini bakalım anlamış mıyım: Mesela bizim memlekette çeşit çeşit insan vardır, sizin memlekette olduğu gibi…  İnsandan düşünme denilen özelliği aldığınız zaman insan, insan olmaktan çıkar mı? Ya da insanı insan yapan şey nedir?

ARİSTOTELES:

Sana da brovooo Vahiciğim…  Beni iyi dinle… Aslında tözler tek tek varlıklardır, yani tekil olanlardır.  Tek insan ya da şu ağaç gibi… Tümel ise insan ve ağaç gibi tek varlıklar için söylenen bir yüklemdir. Örneğin, siz insandan düşünmeyi kaldırdığınız zaman insan, insan olmaktan çıkar.

MESUT:

Vahiciğim sen aradan çekilsen de biz iki felsefeci olarak konuşsak. Ne o yırtık torbadan çıkar gibi araya girdin…㋡ ㋡ ㋡ 

VAHİ ÖZ:

Doğru söylüyorsun gardaşım, ama benzetmeni pek beğenmedim…   Neyse iki deli arasından çekileyim, burada üçüncü bir deliye ihtiyaç yok… Nerdesin BEDİAAA…

MESUT:

Eyvallah Vahiciğim, seni seviyoruz, her zaman kalbimizdesin…❤❤❤ Bedia’ya selam söyle bizden…㋡ ㋡ ㋡ 

Esas konumuza geçecek olursak; hocam, sizin dediklerinizi şu şekilde özetleyebilir miyim:

İnsanı insan yapan töz düşünmesidir ve bu töz, bütün insanlarda ortak olarak bulunmaktadır. İnsanı anlamak istiyorsak, Ahmet’te de Mehmet’te de Ayşe’de de ortak olarak bulunan bu özelliği yani düşünme eylemini incelememiz gerekir.

ARİSTOTELES:

Beni doğru anlamışsın kardeşim…

MESUT:

Siz, metafiziği ilk felsefe olarak adlandırıyorsunuz, doğru mu anlamışım?

ARİSTOTELES:

Evet, metafizik varlığın ilk nedenleri üzerine düşünmektir diyebiliriz…

MESUT:

Ölümünüzle birlikte bu kavram farklı anlamlara bürünmeye başlayacak… “Prote Philosophia” sizin bir yapıtınızın adı… Sizin yapıtlarınız düzenlenirken bu eseriniz Fizik (Physika)’ten sonraya konulduğu için “fizikten sonra “  “fizikten öte” anlamını alacak… Uyandırayım… ㋡ ㋡ ㋡ 

ARİSTOTELES:

Bu nasıl olabilir ki?

MESUT:

İspiyonlamış gibi olduk ama…㋡  Neyse söyleyeyim: İzninizle ben size baba gibi üç soru sormak istiyorum. Bu sorularım süreklilik ve değişim konusunda olacak…

1- Nesne sürekli olarak hep kendisi olarak kalıyor ise, nasıl oluyor da başka bir şeye dönüşüyor?

2- Bir şey gelişiyor ve büyüyorsa, nasıl kendisi olarak kalabiliyor?

3- Doğa yasaları en son olgusallığı sürekli ve değişmez kılıyorsa, devinim ve değişim nasıl açıklanabilir?

ARİSTOTELES:

Bildiğiniz gibi Platon bu soruları idealar ve duyu dünyası ile açıklamıştı. Ona göre doğadaki tüm şeyler bir evrenden başka bir evrene gelişmekte ve o evrendeki ideasına öykünerek olgusallaşmaktadır. Yani ağaç ideası içinde bulunduğumuz dünyaya yansımakta, ağaçlar da  ağaç ideasına öykünerek aslına uygun hale gelmeye çalışmaktadır. Siz ise idea ve duyu dünyası ayrımı yapmıyorsunuz…

Platon’un idea dediği şey, algıladığımız nesnelerin özüdür. Bu özler algıladığımız dünyada kendilerini olgusallaştırırlar. Tüm doğa her yerde kendini olgusallaştırmaya çalışır. Tıpkı gül tohumunun tam açılmış bir gül çiçeğine erişmesi gibi her şey, özünü olgusallaştırmaya çalışır. Özün olgusallaşması ise biçimin gerçekleşmesi demektir. Madde, madde olarak hiçbir tasarı taşımasaydı, şekilden ve biçimden yoksun olurdu. Maddeyi biçim almaya iten bir süreç olmalıdır.

Biçim kazanmamış madde, var olmamış demektir. Ancak madde kendi başına devinemez ve devindiremez. Madde, öz kazanmak için başka bir şeye bağımlı olmalıdır. İşte özü, var olmak yolunda amacına doğru  hareket ettiren/devindiren ve onun somutlaşmasını/olgusallaşmasını sağlayan etkin ilke “entelekheia”dir.  Buna sizin dilinizde “kemal-i evvel” adı veriliyor. Ben ise bu kavramı, maddeye biçim veren ve olanağı gerçeğe çeviren “etkin ilke” adını veriyorum. Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise biçimsiz madde ya da maddesiz biçimin olamayacağıdır. Bunu şu şekilde formüle edebiliriz:

Öz + Biçim = Nesne

MESUT:

Biraz önceki açıklamanızda maddeyi biçim almaya iten bir nedenler ve süreçler zinciri olması gerektiğinde söz ettiniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

ARİSTOTELES:

Ereğine (eksiksizliğe) ulaşabilmek için maddenin biçimlenmesine katkıda bulunan nedenler 4 tanedir:

1- Maddi neden: Bir nesnenin kendinden yapıldığı nedendir.

2- Etkileyici neden: Devindiren, değişimi oluşturan etkinliktir. Sonuç onun aracılığı ile oluşur.

3- Biçimsel neden: Nesnenin tözü ve özüdür. Ortaya çıkan sonucun kavramı, soyut olarak tümelliğidir.

4- Ereksel neden: Oluşumun kendisine yöneldiği amaçtır. Yapılanın yapılış amacıdır.

Bu aşamaları bir örnekle anlatmakta yarar var:

Sizce yağmur neden yağar? Yağmurun, bulutlardaki su buharının soğuyup damla şeklinde yoğunlaşarak yerçekiminden ötürü yere düştüğünü okulda öğrenmişsinizdir. Burada maddi neden, su buharının tamda hava soğuduğunda orada var oluyor olmasıdır. Etkileyici neden, su buharının soğumasıdır. Biçimsel neden ise yağmurun damla damla yere düşmesidir. Ereksel nedene gelince insanların, bitkilerin ve hayvanların büyümek için yağmura ihtiyaç duymasıdır.

MESUT:

Size göre hiçbir şey amaçsız düşünülemez. Yani yağmur bitkiler büyüsünler diye yağar. Sebzeler ve meyveler insanlar onları yesinler diye büyürler. Bence siz yağmura, sebzeye veya meyveye bilinç atfediyorsunuz. Suyun ya da meyvelerin böyle bir amacı olamaz.  Aslında böyle düşünmekte haklıda olabilirsiniz. Çünkü Tanrı’ya inanan bir toplumun içinde büyüyoruz.  İnanan bir insana “Tanrı niçin evreni yarattı?” diye sorsak, masumane bir biçimde “insan için” yanıtını alabiliriz.  Burada var olan bir sonuçtan yola çıkarak bu sonucun nedensiz olamayacağı ya da böyle bir sonucun amaçsız ya da tesadüfen oluşamayacağı sonucuna varıyoruz. Tanrı’ya burada biz bir bilinç ve amaç yüklüyoruz. Bize iyilik etmeye çalışan bir Tanrı’dan, meyveden, hayvandan ya da bitkiden söz ediyorsunuz. Kusura bakmayın ama bana vardığınız sonuç saçma geliyor.  Bir de devlet, ahlak ve sanat konusunda ki görüşlerinizi kısaca aldıktan sonra bu söyleşiyi izninizle bitirmek istiyorum.

ARİSTOTELES:

Bana devleti Platon da olduğu gibi doğal bir kurum olarak görmek yanlış geliyor. Neden derseniz; devlet, bir kurumlar ve hizmetler sistemidir. Devletin asıl amacı, yurttaşlarının ekonomik bakımdan refaha ve ahlaki bakımdan bir olgunluk düzeyine ulaşmasını sağlamaktır. Devlet bu amaçları gerçekleştirmek için vardır. Yoksa devlet kendi başına iyi veya kötü olamaz. Eğer bu amaçları gerçekleştiriyorsa iyi, gerçekleştiremiyorsa kötüdür. Ben Platon gibi bir “ideal” ve “ütopik” bir devletin peşinde değilim.

MESUT:

Peki, size göre devletin hangi toplumsal kesimin elinde olduğu önemli değil mi?

ARİSTOTELES:

İsterseniz yukarıda ki görüşlerimi biraz daha açayım…

MESUT:

Tabi buyurun…

ARİSTOTELES:

Ben insanı bir “zoon politikon” (politik hayvan) olarak görüyorum. İnsan ancak ahlaki olgunluğa devletin var olduğu bir toplumda erişebilir. Devlet insanın ahlaki açıdan biçimlenmesini sağlayan etkin bir araç olmalıdır. Bunu da ancak eğitim yoluyla yapabilir. Hepinizin bildiği gibi insanın hamurunda erdeme bir yatkınlık vardır. Devlet de buna göre şekillenmelidir.

Devleti somutlaştıran kurum ise hükümettir. Peki, hükümetin doğru ya da yanlış olduğunu nasıl anlayacağız? O toplumun insanlarına bakacağız. Eğer hükümet insanların iyiliğini istiyorsa ve ahlakça onların olgunlaşmasını sağlıyorsa o hükümet şekli doğrudur diyebiliriz. Yani hükümetin iyi ya da kötü olduğunu devletin dış formuna veya baştakilerin sayısına bakarak anlayamayız. Devletin başında tek kişi (monark/monarşi) bulunabilir ve bu kişi kendi çıkarları uğruna devletin olanaklarını kötüye kullanmıyorsa bu hükümet şekli iyidir. Devleti yöneten bir grup lider özelliği taşıyan insan da olabilir. Eğer bir devletin yöneticileri bilgi ve düşünüş bakımından o toplumun en iyilerinden oluşuyorsa ve insanlara adil bir biçimde davranıyorlarsa; doğuştan getirilen hakları veya mülk sahibi olma şartını bir ölçü olarak kullanmıyorlarsa bu yönetme (oligarşi) şeklini de ahlaklı kabul edebiliriz. Üçüncü iyi bir devlet şekli de “demokrasi” olabilir. Demokrasinin de iyi bir yönetim şekli olma şartı “yığın anarşisi”ne dönüşmemesidir. Yani yığın “güruh” niteliğini taşıdığında tarihsel hatalar yapabiliyor demokrasi adına…

MESUT:

Anlıyorum, şimdi sanat ve ahlak konusunda ki görüşlerinize geçebiliriz. Onlar hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

ARİSTOTELES:

Bana göre sanat bir taklittir/mimesistir.  Yalnız buradaki taklidin amacı da ahlaki olmalıdır. Sanat yoluyla insan ruhu öyle bir uyarılmalı ki bunun sonucunda insan korku ve acıma duyguları gibi olumsuz ruh hallerinden arınabilsin.

MESUT:

Yani siz sanatı bir arınma cihazı gibi görüyorsunuz öyle mi?

ARİSTOTELES:

Evet, sanat katharsis işlevine sahip olmalı…

MESUT:

Peki, bunu nasıl yapacağız?

ARİSTOTELES:

Sanat yapıtlarında insanın genel özü canlandırılmalıdır. Sanatın amacı da geneli göstermek olmalıdır. Ahlak konusuna gelince; ahlak, “İnsan nasıl yaşamalı ve mutlu olur?” sorusuyla alakalı olan bir kavramdır. Bu soruyu felsefeyle alakalı olamayan bir insana bile sorduğunuzda “İnsan ancak tüm yeteneklerini kullandığında ve yeterli oranda olanaklara sahip olduğunda ahlaklı ve mutlu olabilir” yanıtını alırsınız.  Dikkat ederseniz toplumsal yaşamda üç tür insan ve mutlulukla karşılaşıyoruz.  Birincisi, arzuların ve isteklerin egemen olduğu bir hayatı sürdürenler; ikincisi, özgür ve sorumlu bir hayatın içinde olanlar; üçüncüsü ise araştırmacı, sorgulayıcı ve filozofça bir hayatı yaşayan insanlar. Bütün bu insanlar için üç altın kural söylemek istiyorum;

1– Tek yönlü olmayın.

2– Yalnızca duyularınızı ya da aklınızı kullanmayın.

3– Toplumsal ilişkilerinizde ölçülü olun. (Ne aptalca korkak ne delice atılgan olacağız sadece ve sadece cesur olacağız.)

MESUT:

Sizin ahlak, politika ve sanat görüşleriniz arasında bir bağlantı olduğunu görüyorum. Yanlış mı düşünüyorum?

ARİSTOTELES:

Beni iyi dinlemişin kardeşim… 

MESUT:

Bu öğretici sohbetten dolayı size teşekkür ediyorum hocam… Şeref verdiniz…

ARİSTOTELES:

Ben teşekkür ederim… Yalnız burada size ve öğrencilerinize Sokrates’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum.

MESUT:

Buyurun…

ARİSTOTELES:

Üzerinde düşünülmeyen hayat yaşanmaya değmez.


Sosyal Medyada Paylaşın:

9 yorum

  1. Aristo felsefesini bu şekilde diyaloglaştırarak oldukça açık ve anlaşılır kılmışsınız.Emeğinize yüreğinize sağlık hocam.

  2. Diyalogları oldukça açık bir dille yazmanız bilgi edinmede kolaylık sağlamış ve metne renk katmış. Ellerinize sağlık hocam.

  3. Sevgili Doatlar…

    Çok güzel bir girişim, oluşum ve çaba…kutlarım…selam ve dostlukla…

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Yazarlar tarafından sitede yayınlanan tüm yazılar, resimler ve videolar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.