• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Mesut ERDEMİR
Mesut  ERDEMİR
nicinfelsefe@hotmail.com
FİLOZOFLARLA HAYALİ DİYALOGLAR (7): “Karl Jaspers ile Felsefe, Din ve Ahlak”
  • 0
  • 19 Ocak 2021 Salı
  • 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan
  • +
  • -

Bir Yolcu: “Karl Jaspers”

Mesut:

Bir insan nasıl susar ya da susturulur diye merak ediyorsanız Jaspers’in Almanya’da geçen yaşamına bakmanız yeterlidir. Kendisi tıp kökenli bir filozoftur. “Dünya Görüşleri Psikolojisi” adlı eserini yayınladıktan sonra Heidelberg’de felsefe profesörlüğüne atandı ve 1932 yılında ana yapıtı olan  üç ciltlik “Philosophie” yi yayınladı.

Jaspers’in bütün felsefi görüşünün temelinde yer alan soru “İnsan nedir?” sorusudur. İlgi alanına giren diğer bütün konuları insan kavramıyla beraber düşünmeye önem veriyordu.

Jaspers felsefesine Kant’ın felsefesini temel olarak alır. İnsanı anlamak konusunda ona göre bilim yetersiz kalmaktadır. Bu konuda kesin bir bilgiye erişmek ise olanaksızdır. Varoluş Felsefesi de bu konuda kesin bir savla ortaya çıkmamalı; “İnsan nedir?” sorusuna kesin bir yanıt vermemeli, çünkü ona göre bu soruya kesin bir yanıt vermek Varoluş Felsefesi’ nin intiharı olurdu. Oysa insanın -bu dünyanın bütün saçmalığına rağmen  -kendi varoluşunu gerçekleştirebilmesi için tam bir karara varması ve anlamlı bir eyleme yönelmesi gerekirdi.. İşte bu noktada felsefe insanın çağrısına kulak verir. İnsanda ki iç özü, yüksek bir kişiliğe eriştirmek ise felsefenin görevidir. İnsanın varoluşu üzerinde nesnel bir bilgiye ulaşılamayacağına göre bilimsel düşünüşün dışında insanı anlamak için başka bir felsefi yöntem bulmak gerekirdi. Ona göre bu yöntem “gerçek felsefe”nin ta kendisidir. Gerçek felsefe dogma tanımaz, sonuçlandırma ve durağanlık tanımaz. Gerçek felsefe, kaynaklardan gelip boyuna yeni atılımlara giden felsefedir. Bu felsefenin aleti de bilgi değil, “felsefi inanç”tır. Somut olarak var olanın ötesine ancak bu inançla erişilebilir. Jaspers bu noktada Kant’ın “İnanca yer açmak için bilgiyi ortadan kaldırmak gerekiyordu.” sözünü rehber olarak almıştır.

Aslında Jaspers bir eylem felsefesi yaratmıştır. Felsefi anlamda doğruya yönelen ahlaklılığın bilimler karşısında bir üstünlüğü olduğuna inanıyordu. İnsanın saygınlığı, değeri de ancak bu ahlaki eylemlerde ortaya çıkabilirdi. Bilim, insanın hayvan gibi yaşamasına engel olamayacağına göre, insanı insan yapan ahlaksal eylemde bulunmasının gerekliliğidir. Ahlaksal eylem de insanın içinde bulunduğu zaman ve mekân aşılır, sonsuzluğa adım atılmış olur. Bundan dolayı insan olmanın temel koşulu ahlaklılıktır ve her şey bu amacın bir aracıdır. Din de ancak bu ahlaklılığa hizmet edebilir.

Jaspers Kant’ın üç ide olarak nitelediği evren, ruh ve Tanrı’dan yola çıkarak felsefi yöntemini bu üç yolda geliştirir ve “Philosophie” adlı yapıtını bu yollara göre bölümler.

İlkönce varlık sorununa yönelir. Varlığa bu dünyada çokluk içerisinde, tekil varlıklar halinde  rastlarız. Bu tek tek varlıkları bilimler araştırır. Doğada ki bir yığın olay incelenerek doğa yasalarına varılmaya çalışılır. Ama bu bir son olmamalı bununla yetinilmemelidir.  Hepinizin bildiği gibi Kant doğa bilimlerinin ancak bir görüngü (fenomen) olarak nesneye eriştiğini, kendinde nesnenin (numen) bize ve dolayısıyla bilime kapalı olduğunu ileri sürmüştü.  Jaspers bu noktada Kant’ın haklı olduğunu düşünmektedir. Ona göre doğa bilimi, varlıklarla ilgili bilgisini istediği kadar genişletsin, yinede nesnenin anlaşılamaz çekirdeğine (numen) erişemezdi. Böylece Jaspers “bilimin sınırı” sorununa varır.

Ona göre, insanın varoluşu bilimin hiç ilgilenmediği bir şeydir. Bu uyumsuz dünyada yalnız kalmış olan düşünen kişi (birey) kendini umarsız durumda bulmuştur. Bilimin ürettiği genel-geçer bilgilerde düşünen kişiye bir mutluluk ve ruhsal dinginlik sağlamamıştır. İnsan varlığının sorunsal oluşu, içinde bulunduğu ortamın tehlikeleri, güvensizliği ve ürkütücülüğü bilimin hiç ilgilenmediği bir şeydir. Bilim bütün formülleriyle ve yasalarıyla varlığın yalnızca yüzeyinde kalır, bir defalık bile olsa insanın varoluşsal kaygılarıyla hiç mi hiç ilgilenmez. Bundan şu sonuç çıkar: Bilim kişiyi “varlık evinin” dışında bırakmıştır.

Ayrıca bütün felsefe akımları ve bilim, özne (insan) karşısında nesneye üstünlük veriyor. İşin ilginç tarafı ise Pozitivizm, İdealizm ve Materyalizm gibi felsefe akımlarının ve bilimin hiçbir şekilde nesnel bilgiyi elde edememesidir. Oysa Jaspers’e göre gerçek olan, genel ya da sonsuz ide değildir, yasalara uygun olan, kalıcı olan değildir; tam tersine bir defalık olan, sürekli değişen, tarihsel olan varoluştur.

Jaspers felsefeyi bütün bilimlerden, sanattan ve dinden ayırmaya çalışır. Ona göre; 

  • Felsefe bilimlerin tek tek toplamı değildir.
  • Bilimler nesneldir, felsefe kişiseldir.
  • Bilim bilgiyi amaç olarak benimser, felsefe ise bilinebilir olanı aşar.
  • Bilim temsil edilebilir genel akla, felsefe ise temsil edilemez olan tek kişiye yönelir.
  • Bilimler nesne bağlantılarına yönelir, felsefe ise eylemlerimizin kaynağını ortaya çıkarmak ister.
  • Bilim zorunlu bilgiyi temellendirir, felsefe ise zorunluluğu aşıp özgürlüğe götürür.
  • Bilim bütün insanlar ve zamanlar için geçerli olan doğa yasalarını verir, felsefe ise bir defalık varoluşla uğraşır.
  • Bilim ulaştığı her kesin bilgiyi koruma altına alır, felsefe ise sorularıyla insanları tedirgin eder ve güvensizlik içine sokarak koruma altına alınan doğru bilgilerin üzerine bir şüphe perdesi örter.

Felsefe sanattan ve dinden ayrılır:

  • Sanat felsefenin hiçbir zaman yapamayacağı bir şeyi yapar, bir ikinci dünya, estetik bir dünya kurar.
  • Sanat insanların katlanabilmeleri için nesnel dünyayı güzelleştirir, felsefe ise tam tersine dünyanın bütün bozuk ve zavallı yanlarını gösterir, insanları nesnelerden ayırıp kendi öz varoluşuna yönlendirir.

Felsefe dinle de savaşıma girmek zorundadır:

  • Din tarihsel bir açımlamaya (vahiy) dayanır, felsefe ise üstün tutulan tarihsel olay ya da olayları tanımaz.
  • Din üstün bir otoriteye (Tanrı, kilise vd.) bağlanmayı gerektirir; felsefe ise bağlayıcı bir otorite tanımaz, bireyin koşulsuz özgürlüğünü ister.
  • Din kendi doğrularını olmuş bitmiş dogmalar halinde verir, felsefe ise dogmaları yıkar ve onları sorgulayarak öteye geçer.
  • Din insanlara belirli bir güven ve güvence sözü verir, felsefe ise insanları güvensizlik içinde bırakır.
  • Din öteki dünya ile Tanrı sevgisini aşılar; felsefe ise bu dünya ile ilgili insan sevgisini ister, tek tek insanlarda gerçekleşmeyi hedefleyen bir Tanrı sevgisine inanmaz.

İnsan bilimin, dinin ve sanatın gerçeği göstermediğini gördükten sonra bakışını yüzeyden derinlere yöneltir; görünüşlerden kaynaklara yönelir, bezmişlikten çıkıp soru soran kişi haline gelir, rüzgarın önünde sürüklenmekten kurtulup sürekli atılım halinde olan gerçek bir varlık haline dönüşür.

İşte filozof, bu minvalde varoluşa doğru atılımı gerçekleştirmek için bütünü bilerek kavramak zorundadır. Varoluş bir nesne yapılamaz. Varoluş ancak açığa çıkarılabilir, aydınlatılabilir. Felsefenin başlıca görevi varoluşun açığa çıkarılmasını sağlamaktan başka bir şey değildir.

Sefer:

Ya hoccaaa ben bu heriften çok sıkıldım.

Mesut:

Vay Sefer efendi sen burada mıydın?

Sefer:

Ne yapayım aslanım gittim tezgahın arkasında biraz kestirdim.

Mesut:

Neyi kestirdin Seferius… Senin istikbalde en kıymetli hazinen olacak şeye kıyabileceğini düşünemiyorum. Sevgili Sefer, filozofumuzun felsefesi hakkında hızlıca bir özetleme yaptım. Filozofumuz hakkında söylemek istediğin bir şey var mı?

Sefer:

Mesut hoca… Bu kaçık herif benim Ayten’i ailesinden ister mi acaba?

Mesut:

Çocuğum koskoca filozofu kız istemeye mi götüreceğiz?

Sefer:

Ne var bunda. Bende Allah’ın kulu değil miyim?

Mesut:

Bak Seferciğim Jaspers diyor ki “Varoluş tanımlanamaz ancak yaşanır.”

Sefer:

Bu filozof herifler bu lafları nereden buluyorlar? Ula bunların işi gücü yok herhalde, sabahtan akşama bu lafları yumurtlamak için kukuman kuşu gibi düşünüyorlar her halde.

Mesut:

Sefer Allah aşkına kes konuşmayı da biraz dinle. Jaspers’e göre varoluş insanın gerçekten kendisi olmasıdır, bu durum ancak özgür ve koşulsuz kararlarla gerçekleşebilir diyor. Var oluş bilinmekle olmaz ancak eylemle gerçekleşir. Bu eylem hali süreklidir. “Varoluşa giden en önemli yol ise varoluşsal iletişimdir.”

Sefer:

Ne diyon yavvvv…. Ah Müslüm baba kurtar beni bu heriften.

Mesut:

Dinle sevgili kardeşim. Burada sizin köydeki Ahmet ağayı anlatmıyoruz. Ne diyorduk: Varoluşsal iletişim: Bak Seferciğim her insan bir topluma doğar.

Sefer:

Herhalde torbaya doğmuyor yani.

Mesut:

Toplum kendini bireye aktarır. Peki, birey kendini bireye aktarabilir mi? Hayır aktaramaz. Onun için her insan hep kendini yaşar ve kendini var eder. Tek insan kendi başına insan olmaz. Ben olma yani var olma kendi varoluşunu gerçekleştirmek isteyenlerle olanaklıdır. Mesela sen kendi varoluşunu gerçekleştirirken benim gibi kendi varoluşunu gerçekleştirmeye çalışanlarla iletişim içinde olarak kendini gerçekleştirebilirsin. Bu iletişimi sağlayan üç yol vardır: Yalnızlık, yüreklilik ve savaşım. Varoluşa giden yol sevgiden geçtiği gibi sınır durumlarda da kişisel varoluş ortaya çıkabilir. Nedir sınır durum? Örneğin senin Ayten karşısında ki durumun bir sınır durumdur. Bir durum aşılmaz bir duvar gibi karşımıza çıktığında sınır durum ortaya çıkar. İnsan kendini ona bağlı bulur, senin Ayten’e bağlı olman gibi, ona hakim olamazsın, bazen onu göremezsin bile, onda kalırsın, işte o zaman uyanırsın ben ne yapıyorum dersin ve kendine gelirsin ve var olmak için harekete geçersin. Bunun dışında dört ayrı özel sınır durumdan daha söz edebiliriz: Ölüm ve acı, savaşma ve suç.

Sefer:

Yani varoluş: İnsanı ancak özgür kararıyla gerçekleşecek olan asıl kendi olmasıdır. Ne oluyor lan bana. Kim söylüyor bu lafları hoca..

Mesut:

Sefer sen söylüyorsun sennnn… Sende bize katıldın.

Sefer:

Ula yapma hoca daha gencim…kıyma bana… Ben dükkanı kapatıyorum kardaşım…

Mesut:

Sen git Seferius… Bende eve geç kaldım…

Değerli okuyucular;

Jaspers’le olan serüvenimizin sonuna geldik. İsterseniz birde onun metafizikle ilgili görüşlerine bakalım: “Varlığın ne olduğu sorusu, felsefe yapmanın bitmez sorusudur.” diyor Jaspers. Fakat önemli olan bizim kendi benimizin yetersiz olduğunu görmektir. O bu yetersizliği gidermek için tanrısal öğretilere yönelmek yerine felsefi metafiziğe yönelmemizi öneriyor. Ona göre Tanrı’ya gitmenin yolunu zaten metafizik açacaktır.

Ne dersiniz metafizik Tanrı’ya ulaşmanın yolunu açabilir mi?

Soru sormak benden, düşünmek sizden…

Sevgiyle kalın…


Mesut ERDEMİR – 2021/Ocak

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Yazarlar tarafından sitede yayınlanan tüm yazılar, resimler ve videolar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.