• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Mesut ERDEMİR
Mesut  ERDEMİR
nicinfelsefe@hotmail.com
İLKÇAĞ ÜTOPYALARI: “Fantazya Adıyaman’da”
  • 0
  • 17 Haziran 2020 Çarşamba
  • 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan
  • +
  • -

Ne gariptir ki ilk fantastik ve ütopik düşünürlerden biri Adıyamanlı…

Şaşırdınız mı? Ben şaşırmadım, çünkü memleketimiz yeterince sorunlu bir bölge olduğu için toprağımızdan fantastik ve ütopik düşünceler eksik olmamış. Yazar, Adıyamanlı-Samsatlı Lukianos’la ilgili kısma “Fantazya Adıyaman’da” başlığını atmış. Yazarımızın Adıyaman’a komşu olan Kahramanmaraş’ta doğmuş olması Adıyaman’ı anlamasına vesile olmuş olabilir.

Adıyamanlı Lukianos, kitapta “Antikçağ’ın Voltaire”i olarak nitelendirilir. Onun doğduğu    (MS 120-180)  yer gibi “yaman” biri olduğu belirtildikten sonra Modern Çağ’ın fantastik, gezi ve ütopik yazın geleneğinin tohumunu ektiği saptanır. O, aynı zamanda bir hiciv ustasıdır. Kitapta filozofun “Öbür Dünya’da Eşitlik” ve “Ütopyalar Diyarına Yolculuk” çalışmalarına yer verilir. Bu arada kitaba Lukians’un hemşehrisi olan Nurullah Ataç’ın çevirisinden bir bölüm alınmıştır.

Sadık Usta‘nın Kaleme Aldığı “İLKÇAĞ ÜTOPYALARI”, mükemmel toplum ve ilk devlet teorileri üzerine yapılmış olan bir felsefi çalışmadır. Bu kitapla ilgili olarak edindiğim ilk izlenimim, okuyanları hem mutlu hem de mutsuz edeceği yönündedir.

Ütopya ve mutsuzluk zıt iki kardeş gibi olsa da mutsuzluğun ütopyalara kaynaklık ettiğini düşünebilirsiniz fakat bizatihi ütopyanın anlam itibariyle “yok ülke”, “olmayan yer” anlamları taşıması da insanlığın gelecekte de mutlu olamayacağı karamsarlığına yol açmaktadır.

Ütopya, ideal düzen kavramını çağrıştırmakla birlikte her gerçekleşen ideal düzenin ütopya olmaktan çıkarak katılaşabileceğini de gösterebilmektedir. Ütopya bu çerçevede ele alındığında sürekli bir arayışa dönüşebilme potansiyelinide içinde barındırmaktadır.

Bir ömür boyu birbirine kavuşamayan iki sevgili misali ütopyada bir nihayet ve vuslat aramak ütopyanın kendini yok etmesini istemekten başka bir şey olamaz.

Yazar, ütopya kavramını yazın alanına ilk kez, dönemin İngiliz Kralı 8.Henry’ye başbakanlık yapmış olan ünlü hümanistlerden Thomas More tarafından sokulduğunu belirtir.

Kitabın sunuş kısmında “Neden Ütopya?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Bu çalışma, aslında ütopya üzerine yapılması düşünülen bir dizi çalışmanın derlenmiş halidir. Yazar ütopya denilince akademisyenlerimizin aklına Platon’un Devlet’inin gelmesini Batı merkezli tarih yazımının güdümünde olmakla açıklar. Bu eserde esas olarak Akdeniz havzasında yaşayan filozofların seçkin ütopya ve devlet teorilerinin felsefi düzlemde incelendiğini saptar.

Kavram olarak ütopya bir ideal düzen arayışıdır. Ütopyalar aynı zamanda toplumsal krizlerin dışa yansımış halidir. Bu eserleri kaleme alan bireysel hayatları incelendiğinde görülecektir ki onlar edebi ve felsefi nitelikli olan bu eserlerini içinde yaşadıkları devletlerin ve toplumların krizlerini aşmak ve çözüm üretmek için kaleme almışlardır. Düşünür bu kitabında kurucusu “utopos” olan ve adını da oradan alan düşsel bir adayı betimler. “Utopia; yok-ülke, düş-ülke, hayali-ülke anlamına gelir.” Eskiçağ tarihi üzerine uzman olanlar ve bazı dilbilimcileri, bu terimin bir benzeri olan “Aitiope” yani mutlu ülkenin insanları anlamına gelen terimden türetildiğini ileri sürmektedir. Etiyopya adının da bu kelimeden türetildiğini söyleyenlerde bulunmaktadır.

İnsanlık tarihinin ilk ütopik metnini kimin yazdığını bilmiyoruz fakat onun Sümerler tarafından yazıldığını biliyoruz denildikten sonra kitapta bir kırık Sümer tabletinden bahsedilmektedir. Bu tablette şu beyitler yer almaktadır:

  1. “Eskiden Yılanın olmadığı,
  2. akrebin olmadığı bir devir vardı;
  3. Sırtlan yoktu, aslan yoktu.
  4. Ne vahşi köpek vardı, ne kurt;
  5. Ne korku vardı, ne dehşet:
  6. İnsan birbirinin rakibi değildi.
  7. Eskiden Şubur ve Hamazi devletlerinin,
  8. Bunca (?) dilin konuşulduğu Sümer’in,
  9. Tanrısal yasalı büyük hükümdarın ülkesinin,
  10. Uri’nin, gerekli olan her şeyin tedarik edildiği ülkenin, Güvenlik içinde dinlenen Martu diyarının,
  11. Bütün evrenin, birlik içindeki (barış?) halkların,
  12. Enlil’e tek bir dilde saygı sundukları bir devir vardı.
  13. Ama sonra geldi Efendi Baba, Baron Baba, Kral Baba, Enki,
  14. Efendi Baba, Prens Baba, Kral Baba, Öfkelenen (zalim ?)
  15. Efendi Baba, öfkelenen (zalim ?) Prens Baba, Öfkelenen (zalim ?) Kral Baba…”

Kitapta, Sümerliler‘den kalan bu beyitte insanoğlunun bir zamanlar eşitlikçi toplum hayaline sahip olduğu dile getirilmektedir. Bu türden eleştiri ve özlemlere sadece Akdeniz havzasında değil, aynı zamanda Hint Vedaları‘nda ve Çin Klasikleri‘nde rastalandığı da vurgulanmaktadır. Çok  sonraları ise bu özlemlerin 12., 13. ve 15. yüzyılda Avrupa‘da köylü isyanlarıyla dile getirildiğini gördüğümüz vurgulanmaktadır. Fransızlar ise ütopya kavramını Cognagne kavramıyla anlatır. Cognagne adeta bir cennettir. Bu ütopyaları sırasıyla Rönesans ütopyaları, ütopik sosyalistler, ütopik komünler; Müslüman çoğrafyasında ise Karmatiler, Basralı Zenciler, Azerbaycan‘da Hürremiler, Anadoluda Aleviler, Babai İsyancıları, kalenderilerden etkilenmiş olan Mevlana, Bedreddinciler vd. takip ettiği ifade edilir.

Kitabın içindekiler bölümünü incelediğimizde; ütopyanın tarihsel kökeninden ütopyanın dünyalılaşmasına, Sparta‘nın tarihsel anlamından Likurgos’a, Sparta Anayasından Ksenofon’a, Atlantis efsanesinden en iyi devlet düzenine, ve en nihayetinde Adıyaman-Samsatlı Lukianos’a geliyoruz.

Yazarın eseriyle ilgili tanıtım yazısı ise şöyledir:

  1. “İnsanoğlu, kahramanlık çağından bu yana baskı, sömürü ve eşitsizliğe karşı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik düşlemiştir. Acı, sefalet ve ezilmişlikle birlikte ahlak bozulmuş, güven de kalmamıştır. Mutluluk vaat eden yeni bir toplum ve devlet arayışı, çağlar boyu bütün düşün adamlarının uğraşı olmuştur. İlkçağ ütopyaları, genel anlamda devlet teorisinin ilk metinleri olarak da görülebilir. Thomas More, 1516 yılında ütopya kavramını yazın dünyasında ilk kez kullanırken antikçağ edebiyatından da oldukça yararlanmıştır.
  2. -Tarihin ilk bilimkurgu romanının 1. yüzyılda Adıyamanlı Lukianos tarafından yazıldığını biliyor musunuz?
  3. -Erkeklerin baskı düzenine karşı ayaklanan Atinalı kadınlar, devleti ele geçirince önce hangi yasaları uyguladılar?
  4. -İlk eşiklikçi devlet teorisyeninin Kadıköylü hemşehrimiz Phaleas olduğunu biliyor muydunuz?
  5. -Miletli Hippodamos’un eşitlikçi şehir planının bugün hala mimarlık derslerinde okutulduğunu duymuş muydunuz?
  6. -Anadolu toprakları neden eşitlikçi devlet teorileri konusunda zengin bir coğrafyaydı?
  7. -Ütopyaların hep Batı’dan çıktığını iddia edenler ilk ütopyaların Anadolu topraklarında çıktığını neden es geçiyorlar?
  8. -Olimpiyat yarışlarını başlatan Sparta’nın eşitlikçi bir devlet düzenine sahip olduğunu ve eşitlikçi uygulamalarıyla binlerce yıl boyunca bütün felsefi düşünceleri etkilediğini biliyor musunuz?
  9. -Messeneli bir tanrıtanımaz olan Euhemeros nasıl bir devlet düzeni tasvir etmişti?
  10. -Platon’un Atlantis tasvirinin ne kadarı doğru? Mu Kıtası’yla bir bağlantısı var mıydı?
  11. -Yüzyıllar boyunca ezilenlerin ülküsü haline gelen Güneş Adaları hakkında bilmedikleriniz…

Bu eserde bir araya getirdiğimiz ütopyaları hem keyifle okuyacak hem de heyecanlanarak “İşte bu!” diyeceksiniz.

Hesiodos’un, Hippodamos’un, Phaleas’ın, Platon’un, Ksenefon’un, Aristophanes’in, Aristoteles’in, Lukianos’un, Jambulos ve diğerlerinin ütopyaları…

Bu düşünceler ışığında Sadik Usta‘nın kitabını okumanızı öneriyorum.

İyi okumalar…


MESUT ERDEMİR – HAZİRAN/2020

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Yazarlar tarafından sitede yayınlanan tüm yazılar, resimler ve videolar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.