• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Zeynep VAKİ
Zeynep  VAKİ
zaydilek@gmail.com
Herkese çok meraklı merhabalar…
  • 0
  • 19 Eylül 2020 Cumartesi
  • 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan
  • +
  • -

Periyodik olmasa da buradan yazmaya çalışacağım. Aslında tam yazma eylemi değil; kafamı karıştıranlar, çelişkiler, aklıma takılanlar, iyi ya da kötü bulduklarım üzerine iç döküşler, karşılıklı konuşmalar olmasını istiyor ve diliyorum. Üstelik bu işte çok acemiyim.

Başlığı biraz açmam gerek. Gerçek ve doğrunun aynı kavramlar olmadığını, gerçeğin tek, doğrunun yüzler hatta binlerce olabildiğini erken fark edenlerden olduğumu düşünürüm. TDK‘da eş anlamlı diye gösterilen yaşam, hayat sözcüklerinin de kavramsal farklılığını bilirim.

Yaşamak, fiziki doğma-beslenme-ölüm döngüsü, ve tüm doğa için geçerli yani sırasıyla itki, tepi, dürtü, güdüden oluşuyor. sağ kalmak itkisi, karın doyurmakla başlıyor. acıkma tepi, beynin algılaması dürtü ve eyleme geçme hali hali…

Oysa hayat sadece insan için, öğrendikleri, algıladıkları yani kalp ve akılla kendi ruhlarını besleme, dimağlarını büyütme, birey olma, gerçeği arama işi. Gerçeği aramak, ulaşmak ise ille de buralarda zor iş. Böyle bakınca herkes yaşıyor ama hayat bulamıyor olabilir diye düşünürüm.

Kelimeleri bölerim, eğitimin EĞip-İTme, normalin NORM-ALmak‘tan türetildiğine inanırım. Kalıp düşünceli, sorgusuz sualsiz inanmak, kitlesel biat kültürü için vazgeçilmez koşul olmalı. Yazı bulunalı beri hükümranların ilk el attığı yer burası.

İnsanlarının zenginleştikçe açlıklarının arttığını, bu memleketin güç ve aklı “para“da görenlerinin kitlesel büyüklüğünden rahatsız, çok müzdarip bir ruh halim var. Üstelik yanlarına ilk gidenler -hepsi değil- din alimleri ve öğreticiler. Bunu aklım almıyor.

Öğrenmeye ömrüm yetmeyecek, okumaya da. Bazen bir makaleyi okumam üç-dört saati bulabilir, hatta sıklıkla. Geçenlerde Adnan Çelik okurken, kendimi önce Diyarbakırlı Cemil Paşazadelerden Ekrem ve Kadri‘yi oradan da Refit Bele‘yi öğrenirken buldum. Yani okurken çok vakit harcıyorum. Bir yazı bana bilgisayarda sekiz-on kulakçık açtırıyor. İnternete, arama motorlarına duacıyım.

Yazmak acemisi olduğum ve biraz korktuğum bir iş; ya eksik kalırsam, yanlış anlar/anlaşılırsam kaygılarım var. Okuduğum her cümleye “neden, nasıl, niçin, nerede, ne zaman, kim” diye soran birisiyim. O halde yazarken -okurken olduğu gibi- derdim; “merak ettirmek” ve “soru sordurtmak“olsun…

Bazen magazin dahi yazılabilir. Mesela Müge Anlı‘nın programını izleyip, sadece “Bu kadar acımasızlık-kötülük nasıl olabilir?” demiyorum, “Peki kolluk kuvvetleri, yargı, diğer tüm devlet kurumları nerede, nasıl bu kadar hata yapabilir?” diye soruyorum.

İşte böyle…

Bilmediklerinin-gerçeğin peşinden koşan, bildiğini -burada sanmak vurgusu var- bir daha bir daha gözden geçiren, işini iyi yapamamaktan korkan, iflah olmaz bir meraklıdan MERHABA

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Yazarlar tarafından sitede yayınlanan tüm yazılar, resimler ve videolar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.