Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sabri ABDULLAH

BİR SOLCU YAZARIN GÖZÜNDEN İSLAM DÜŞÜNCESİ: “Sadık Usta’nın Söyleşisine Derinlemesine Bir Bakış”

Tarih, yalnızca geçmişin kronolojisi değil; aynı zamanda bugünle kurduğumuz zihinsel ilişkinin aynasıdır. Bu bağlamda İslam düşüncesi, yalnızca ilahî bir hitabın teolojik tasnifi değil, aynı zamanda bir medeniyetin içkin aklı, ahlakı ve estetik bilinci olarak karşımızda durur. Ne var ki bu mirasın layıkıyla kavranması, onu ya kutsallaştırarak donuklaştıran muhafazakâr yaklaşımlarla ya da tümüyle reddiyeci, indirgemeci seküler okumalarla değil; eleştirel, bağlamsal ve çok katmanlı bir perspektifle mümkündür.

Sadık Usta’nın “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” serisinin beşinci kitabı çerçevesinde Odatv.com sitesinde Faruk Karabay’a verdiği söyleşi, bu anlamda Türk entelektüel sahnesinde nadiren rastlanan bir cesaretin ve entelektüel derinliğin ürünüdür. Usta hem kendi geleneği olan sol düşünceye hem de karşısındaki İslamcı çevrelere ayna tutan bir duruşla, düşünce dünyamızın açmazlarını birer birer ifşa eder. Onun ifadesiyle bu çalışma, “en çok değerlendirilmesini istediğim iş”tir. Bu söyleşi, sıradan bir kitap sunumu olmanın ötesinde; İslam düşüncesinin geçmişine dair yorgun ezberleri bozmak, eleştirel aklı yeniden sahneye davet etmek ve geleneği, hakikatin diri kaynaklarından biri olarak yeniden düşünmeye çağıran ciddi bir fikrî hamledir.

SOL GELENEĞİN DÜŞÜNSEL İHMALİ: “Eksik Bir Hafıza, Kopuk Bir Zihin”

Sadık Usta’nın söyleşide dile getirdiği ilk tespit, sol düşüncenin İslam medeniyetine gösterdiği ilgisizliktir. Bu durum, yüzeysel bir tarih bilgisizliğinden çok daha derin bir ideolojik uzaklaşmanın ürünüdür. Türkiye’de sol düşünce, özellikle Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde dinle kurulan sorunlu ilişkinin bir uzantısı olarak, İslam’ı birincil değil ikincil bir mesele olarak görmüş; halkın kolektif bilinçaltına kök salmış dini referansları anlamak yerine onları dışlamayı tercih etmiştir.

Bu tercih, entelektüel bir daralma üretmiştir. Usta’nın isabetli tespitiyle, bu tutum; Edward Said’in oryantalizm eleştirisindeki “ötekileştirme” mantığının yerli bir versiyonudur. Öyle ki, solun kendi kavramlarıyla halkın yaşam dünyası arasında bir bağ kurma çabası yerini soyut sloganlara bırakmış, din ise yalnızca eleştiri nesnesi olarak var olmuştur. Usta’nın çağrısı bu noktada anlam kazanır: “İslam’ı anlamak, sadece dini değil; aynı zamanda halkın hafızasını, ahlakını ve tarihini anlamaktır.”

Bu çağrı, Gramsci’nin hegemonya kuramında dile getirdiği kültürel mücadeleyle örtüşür: “Halkın anlam dünyasını dönüştürmek istiyorsanız, önce onu anlamalısınız. Aksi takdirde, ne düşünce sahasında hegemonya kurabilir ne de sahici bir değişim üretebilirsiniz.” Sol, kendi içinde bir hesaplaşma yaşamadan ne bu toprakların gerçekliğini kavrayabilir ne de evrensel bir düşünsel iddiada bulunabilir.

İSLAMCILIĞIN ZİHİNSEL KISIRLIĞI: “Geleneği Kalıplaştırmak, Eleştiriyi Reddetmek”

Sadık Usta, cesurca İslamcı entelektüellere de sesleniyor: “Eleştirel akıldan uzaklaştıkça gelenek, yaratıcılığını yitirir ve yalnızca tekrara dönüşür.” Bugün İslamcı çevrelerde sıkça rastlanan şey, geçmişin büyük isimlerine gönderme yaparak entelektüel bir kudret vehmetmektir. Ancak bu, çoğu zaman bir yüzeysellikten ibarettir. Gazali, İbn Rüşd, İbn Sina gibi isimler yalnızca referans olarak zikredilir; onların entelektüel mirası bağlamsal olarak işlenmez.

Her eleştirinin “dine saldırı” olarak yaftalanması ise, eleştiri kültürünü boğmaktadır. Bu yaklaşım, dinin kendi içindeki tecdid (yenileme) ve içtihat (yorum) dinamiğini de pasifleştirir. Usta’nın dikkat çektiği bu kriz, Fazlur Rahman’ın “Kur’an’a tarihsel yaklaşım” önerisinin ne denli önemli olduğunu da hatırlatır. Eleştiri, dini zayıflatmaz; aksine onu güçlendirir. Düşünceye kapılarını kapatan bir din anlayışı, sadece kendi içinde değil, dış dünyada da savunmasız hâle gelir.

İslamcılık, tarihsel hafızayı kutsarken onu düşünsel bir sorumluluğa dönüştürmemektedir. Sadık Usta’nın bu noktadaki en büyük katkısı, geleneği yeniden inşa etmenin sadece geçmişi yüceltmek değil, geleceğe yönelik bir düşünce çabası olarak anlaşılması gerektiğini vurgulamasıdır.

DİN VE FELSEFE: “Rakip Değil, Yoldaş”

“Din ve felsefe iki süt kardeştir.” Sadık Usta’nın bu cümlesi, yalnızca zarif bir mecaz değil; aynı zamanda İslam düşünce tarihinin altın çağında şekillenen derin ve üretken bir zihinsel kardeşliğin özlü ve güçlü bir ifadesidir. Bu söz, sadece iki kavram arasında mecazi bir yakınlık kurmaz; aynı zamanda vahyin aydınlığı ile aklın berraklığını aynı hakikatin iki cephesi olarak gören köklü bir epistemolojik yaklaşımın kapısını aralar. Bu kardeşlik, çatışmanın değil tamamlayıcılığın diliyle konuşur; biri hakikati sezinlerken diğeri onu temellendirir.

Nitekim bu yaklaşım, İslam felsefesinin kurucu metinlerinde hayat bulmuştur. Farabi’nin “Erdemli Şehir” idealinde din ve felsefe, kâmil toplumun iki asli sütunudur: Biri anlamı taşır, diğeri anlamı çözümler. İbn Sina’nın metafiziği, sadece Aristotelesçi akıl yürütmenin bir uzantısı değil; aynı zamanda vahyin diline sadık bir düşünce mimarisidir. İbn Rüşd ise, “hakikatin iki dili vardır: biri felsefe, diğeri din” diyerek bu yakınlığı zirveye taşımış ve ikilik değil ikmal ilişkisi kurmuştur. Onlara göre, hakikat çok sesli bir hakikattir ve din ile felsefe bu koroda birlikte şarkı söyler.

GAZALİ’Yİ ANLAMAK: “Bir Düşünürü Zamanından Koparmadan Okumak”

Sadık Usta’nın en güçlü ve ayırt edici duruşlarından biri, Gazali’yi indirgemeci bir “gerilemenin sembolü” olarak değil, tarihsel bağlamıyla birlikte ele alan bir figür olarak sunmasıdır. Bugün birçok entelektüel, İslam düşüncesindeki duraklamanın başlangıç noktasını Gazali olarak kabul eder. Ancak bu kabul çoğu zaman, bağlamdan kopuk ve karikatürize edilmiş bir yorumdur. Oysa Gazali, döneminin siyasal, teolojik ve toplumsal krizlerine yanıt üreten çok yönlü bir figürdür.

“Tehâfütü’l-Felâsife” (Filozofların Tutarsızlığı) eseri üzerinden Gazali’ye yöneltilen “akıl düşmanlığı” suçlaması, ancak onun “İhyâ”, “Münkız” ve “Mişkâtü’l-Envar” gibi eserleriyle birlikte okunursa dengeli bir eleştiriye dönüşebilir. Sadık Usta’nın dikkat çektiği tam da budur: Gazali’yi bir figür olarak yargılamadan önce, onun yaşadığı çağın epistemolojik yapısını ve krizlerini anlamak gerekir.

Sadık Usta’nın bu bağlamı hatırlatan tavrı hem İslamcı hem seküler kesimlerin Gazali üzerinden yaptığı kolaycı değerlendirmelere karşı ciddi bir uyarıdır. Usta, Gazali’ye körü körüne hayran olmak ile eleştirmek arasındaki eleştirel mesafeyi koruyarak, bizleri daha adil ve bağlamsal bir okumaya davet eder.

İSLAM MEDENİYETİNİN GERİLEYİŞİ: “Aklın Terki, Usûlün İhmali”

Sadık Usta’nın en çarpıcı tespitlerinden biri, İslam medeniyetinin gerilemesinin asıl nedenini “aklın terk edilmesi” olarak görmesidir. Bu düşünce, yalnızca bireysel değil, kurumsal bir gerilemeyi de işaret eder. Medreselerde usûl ilimlerinin yerini lafzi ezbercilik aldıkça, düşünce üretimi yerini dogmatik tekrar sistemine bırakmıştır. Usta, bu süreci “usûlün skolastikleşmesi” olarak adlandırır ve bu bağlamda yeniden bir düşünsel ihya çağrısı yapar.

Usta’nın önerdiği şey, sadece geçmişteki akılcı mirasa dönmek değil; aynı zamanda bu mirası yeniden üretmektir. Bu üretim, ancak modern düşünce sistemlerinin (sosyoloji, tarih, psikoloji, hermenötik) entegre edilmesiyle mümkün olur. Böylece sadece klasik dönemle övünen değil, ondan ilham alarak yeni düşünce biçimleri geliştiren bir İslam medeniyeti inşa edilebilir.

Bu anlamda Sadık Usta’nın söyleşisi, yalnızca bir eleştiri metni değil, aynı zamanda bir teklif metnidir. Yeniden düşünmenin, yeniden kurmanın ve yeniden anlamanın eşiğinde duran çağdaş İslam dünyasına yöneltilmiş bir teklif.

SONUÇ YERİNE: “Yüzleşmeyi Erteleyenler, Geleceği de Ertelemektedir”

Sadık Usta’nın söyleşisi, Türkiye’de hem sol düşüncenin hem de dini çevrelerin düşünsel ataletiyle yüzleşmesini sağlayan nadir metinlerden biridir. O, düşünceyi taraflara bölmeden ama her tarafı eleştiriye tabi tutarak ortak bir akıl ve tarih zemini kurmaya çalışır. Bu yönüyle metin, entelektüel açıdan yapıcı, eleştirel açıdan kuşatıcıdır.

Sol için çağrı nettir: “İslam’a yukarıdan bakmayı bırakmak, onu anlamaya çalışmak gerekir. Bu, sadece halkla bağ kurmak için değil, kendi düşünsel temellerini sağlamlaştırmak için de şarttır.” İslamcı çevreler içinse mesaj daha yakıcıdır: “Geleneği tekrarlamak yetmez; onu sorgulamak, dönüştürmek ve yaşanabilir hale getirmek gerekir. Bu sorgulama ise ancak akıl, içtihat ve özgür düşünceyle mümkündür.”

Bu anlamda Sadık Usta’nın söyleşisi, sadece bir eleştiri metni değil; aynı zamanda geleceğe açılan düşünsel bir teklifnâmedir. Bu metin, yorgun dogmaların gölgesinde kalan İslam dünyasını, yeniden düşünmenin serinliğine, yeniden inşa etmenin sorumluluğuna ve yeniden anlamlandırmanın derinliğine davet eden zihinsel bir uyanış çağrısıdır.

Elbette Sadık Usta’nın söyleşisi, oldukça kıymetli ve özgün bir düşünsel çabanın ürünüdür. Bununla birlikte, söyleşinin sunduğu tarihsel analiz, çağdaş İslam düşünürleriyle kurabileceği bazı kavramsal ve fikirsel bağları yeterince görünür kılamamış görünmektedir. Hasan Hanefi’nin İslam-sosyal adalet ilişkisine dair yorumları, Fazlur Rahman’ın tarihselci Kur’an yaklaşımı ya da Nasr Hamid Abu Zayd’ın metinsel özgürlükçü çerçevesiyle kurulacak diyaloglar, söyleşinin fikrî ufkunu daha da genişletebilirdi.

Bu değerlendirme ise, yazarın niyetinden bağımsız olarak, bir okuyucunun kendi zihinsel haritasından süzülmüş kişisel bir gözlemidir. Söyleşinin samimiyeti ve cesareti dikkate alındığında, burada ifade edilen her katkı önerisi, dışlayıcı değil; bu değerli çabanın yankısını çoğaltmaya ve onu yeni düşünsel zeminlere taşımaya yönelik tamamlayıcı bir bakış olarak okunmalıdır.

Çünkü düşünce, çoğaldıkça derinleşir; hakikat ise, ancak birlikte yürünerek inşa edilebilir. Bir metni kıymetli kılan yalnızca söyledikleri değil, aynı zamanda söylenmemiş olanlara alan açabilme cesaretidir. Sadık Usta’nın söyleşisi de bu anlamda, tamamlanmış bir sonuç değil; devam eden bir düşünsel yolculuğun önemli bir durağı olarak karşımızda durmaktadır.

Sabri Abdullahoğlu – 2025


KAYNAKÇA

  1.  Usta, S. (2024). Dünyayı Değiştiren Düşünürler V: İslam Düşüncesi. İstanbul: Yordam Kitap.
  2.  Rahman, F. (2001). İslam ve Modernite: Dini Düşüncenin Yeniden İnşası. Ankara: Ankara Okulu Yayınları.
  3.  Hanefi, H. (1992). El-Yesariyye fi’l-Fikr el-İslami (İslam’da Sol Akım). Kahire: Mektebetü’l-Cezire.
  4.  Abu Zayd, N. H. (2004). Teksir ve Tefsir. Ankara: Ankara Okulu Yayınları.
  5.  Arkoun, M. (2003). İslam: Eleştirilmemiş Bir Miras (Çev. C. Kaya). İstanbul: Kabalcı Yayınları.
  6.  Leaman, O. (2009). Islamic Philosophy. Cambridge: Polity Press.
  7.  Said, E. W. (2001). Oryantalizm (Çev. B. Özkan Alkan). İstanbul: Metis Yayınları.
  8.  Makdisi, G. (1981). The Rise of Colleges: Institutions of Learning in Islam and the West. Edinburgh: Edinburgh University Press.
  9.  Gutas, D. (1998). Greek Thought, Arabic Culture: The Graeco-Arabic Translation Movement. London: Routledge.
  10.  Kara, İ. (2004). Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi: Metinler ve Tartışmalar. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  11.  Nasr, S. H. (1989). Knowledge and the Sacred. Albany: SUNY Press.
  12.  Çubukçu, M. (2018). İslam Düşüncesinde Eleştiri Geleneği. İstanbul: İSAM Yayınları.
  13.  İbn Rüşd. (2016). Faslü’l-Makâl (Çev. A. Arslan). İstanbul: İz Yayıncılık.
  14.  Gazali, E. H. (t.y.). Tehâfütü’l-Felâsife (Çev. C. Karadaş). İstanbul: Dergâh Yayınları.
  15.  Uludağ, S. (2012). Gazali’de Bilgi ve Varlık. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  16.  Euben, R. L. (1999). Enemy in the Mirror: Islamic Fundamentalism and the Limits of Modern Rationalism. Princeton: Princeton University Press.
  17.  İkbal, M. (2003). İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılanması (Çev. S. Ateş). Ankara: TDV Yayınları.
  18.  Hourani, A. (2006). Arap Düşüncesinin Tarihi (Çev. H. Duru). İstanbul: Metis Yayınları.
  19.  Topçu, N. (1997). İsyan Ahlâkı. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  20.  Ernst, C. W. (2003). Following Muhammad: Rethinking Islam in the Contemporary World. Chapel Hill: University of North Carolina Press.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER