• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Murat KAVAK
Murat  KAVAK
duygukurami@gmail.com
UÇURUM
  • 0
  • 09 Eylül 2019 Pazartesi
  • 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan
  • +
  • -

Nicolai Hartmann (1882-1950), Ahlak felsefesinde, ahlak-din ilişkisini tartışırken, ahlak ile din arasında beş çözülemez çatışkının (antinomi) bulunduğunu yazar. Bunlardan birincisi dikkat çekicidir. Hartmann’a göre bu dünyaya yönelme ile öbür dünyaya yönelme, yaşamın içinde birleşemez. Çünkü din, nihai mutluluğu, öbür dünyada; dünya yaşamı ise, bu dünyada sunar. Hartmann’a göre öbür dünyaya yönelmede bu dünyadan kaçma vardır ve burada dünyanın değeri düşürülmüştür.

İslam’da “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmişsin gibi ahiret için çalış!” prensibi, Kuran’ın bu dünyadaki yaşamı “vel’hayate fid-dunya” tanımı ile yan yanadır. Kur’an dünya kelimesini bir gezegen yaşam alanı olarak değil, eğrelti anlamında kullanır. Bu sonulu, gelip-geçici, ölüme mahkum bir hayata dünya yaşamı için gönderme yapar. Bu noktadan bakıldığında dünya, imtihan yeridir ancak bu imtihanda istenen ahsen-i amale yani en güzel  eylemlerde bulunmaktır. Mülk Suresi’nde açıkça belirtilen husus, insan denen varlığın en temel görevinin salih amel üretmek olduğunun altını çizer.

Dinin asıl varoluşun öbür dünya olduğu veya bu dünyada bulunan her şeyin bir yanılsama, hayatın gelip geçici ve öbür dünya yanında önemsiz olduğu önermesi kendini bir çok dinde gösterir. Mesela Hindular’da dünyadaki her şey bir yanılsamadır. Hinduların “maya” dediği bu örtü hakikati gizler. Katolik Hıristiyanlık radikal bir dünyadan kopuşun olduğu manastırlarda yetiştirir din adamlarını ve şehvet büyük bir yasak olarak gösterilir.Yahudi mistikçiliği olan kabala da benzer bir yaklaşım vardır. İslam geleneğinde bazı tarikatler ısrarla dünyadan uzak “zühd” yaşamını överler.

Bir başka sorun da dinin insana önerdiği yaşamın yani iyi niyetli ve ahlaki yaşamın bu dünyada uygulanabilir olup olmadığıdır. Dosteyevski, “Budala” adlı romanında Prens Mişkin karakteri ile bu sorunu sorgular, modern zamanda Tom Hanks’in Oskar ödülünü kazandığı “Forest Gumb” filminde bu sorun üstü kapalı şekilde sorgulanır. Kafa kurcalayan sorun şudur: Tanrı’nın yaşamamızı istediği hayat ve ahlak anlayışı ile bu dünyada yaşamımızı sürersek ne olacaktır. Dünya yaşamı, başarıyı zenginlik ve kariyer olarak hedeflemekte; din ise, yalan söylememeyi, insanları kullanmamayı, hak yememeyi önermektedir. Kapitalizm’de sermayenin bir unsuru olan ve karlılığı verimlilik yolu ile artırması beklenen insan düzenin içinde hem dinin beklentilerine uyup hem de nasıl olup da kendine başarılı bir şekilde bu dünyada yer bulacaktır.D inin önerdiği yaşam, içten pazarlıklar tarafından yönetilen düzende saflık, budalalık ve geri itilmişlik yaşamıdır. Kısacası Tanrı’nın başarı kriteri ile dünyanın başarı kriteri arasındaki uçurum arasında insan ne yapacaktır?

Bu tespitleri yaptıktan sonra yaşam tecrübemize baktığımızda bu uçurumun sonuçlarını görmek mümkündür. Uçurum arasında kalmak yani dünyanın çağrısıyla ahiretin çağrısı arasında gidip gelmek bir arada kalmışlık yaşamını insanlara dayatır. Ne dünyayı ne Tanrı’yı üzmemek öbür dünyada cennete bu dünyada yazlık villaya kavuşmak isteyen kitlelerin ruhundaki derin parçalanmışlık bu uçurumun sonucu olarak karşımıza çıkar.

Belki de siyaseti dini motivasyonlarla sürdürmek isteyen politik görüşlerin karşısına çıkan en önemli sorun budur. Problem teorik açıdan çözülmesi zor bir mesele olmasına rağmen politik kurnazlık problemi hemen arka plana iter ve dezavantajı avantaja çevirmeyi başarır. Kendileri bu dünyada kurulan devlet sistemlerini yönetmeye talipken kurnazca yönetilenleri ahiret hayatına özendirir siyaseTlerini bu doğrultuda belirlerler. Onlar dinin düzenin koruyucuları hatta temsilcileri olurken bu düzene karşı çıkma çabasındakiler “ümmeti bölmek” isteyenler olurlar.

Kişisel yaşamda da inananı aynı sorun meşgul eder.Kişi bu dünyada vazgeçtiği dünyasal hazların yoğun şekilde öbür dünyada yaşayacağına inanarak avutur kendini.Bu dünyada tek eşlilikle dinin koyduğu özel hayata kadar inen detaycı kurallarla idare edecek kişi ahirette umduğu ödüle kavuştuğunda ne bir insanın ne de cinin dokunduğu hurilerle buluşacaktır. Bu dünyada lüks hayattan kaçınırken diğerinde sonsuz bir zenginliğe ve rahata kavuşacaktır.Bu durumda Pascal’ın öne sürdüğü inanç mantığı devreye girer.Yani oynamaya değer bir kumar…

Bazıları ise politik bir kurnazlıkla çözmeye çalışır meseleyi. Dünya yaşamını isteyen bir kafa ahiret yaşamını isteyen sakalla tezatlaşınca kafanın dünyayı suratın ahireti istediği Hartmann’ın antinomisi kişide somutlaşır. Faiz hesabı yapan umreden yeni dönmüş biri Kabe’de tavaf ettiğinde günahlarının sıfırlandığına inanarak avunur. Bunu yapamayan da kıldığı namaz tuttuğu oruçla temizleneceğini sanarak ibadete yapışır.

Bu uçurumun arasında bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanır kişi

Bir ayağı zincirlerle dünyaya diğeri umutlarıyla ahirete basarak.

Sonuç parçalanmış kişilik inanç ve yaşanan hayat arasındaki korkunç farklılıktır.


MURAT KAVAK – 2019

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM
Yazarlar tarafından sitede yayınlanan tüm yazılar, resimler ve videolar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.